dr. goerg organik hindistan cevizi yağı ve bir ipucu

May 12th, 2013 § 15 Comments

boyakupu-drgoerg

yine bir hindistan cevizi yağı yazımız var! : ) hem kalite, hem de boyut olarak çok ideal bir örnek olduğu için ayrı bir yazıyı hak ettiğini düşündüm. almanya’ya çok kısıtlı miktarda eşyayla geçtiğimden hindistan cevizi yağımı yanıma alamamıştım, internetten biraz araştırıp dr. goerg markasından sipariş verdim. bu yazımda bahsettiğim tüm özelliklere uymasının yanı sıra boy boy seçenek sunulması da hoşuma gitti, çünkü eskiden koca bir kavanozda satın almam gerekiyordu ve o kadar ağırlığı boşu boşuna her gittiğim yere taşımak zorunda kalıyordum – bu sefer aldığım 150ml’lik ufak boyu tam bana göre, ele avuca sığıyor. kavanozda orijininden, sertifikalarından tutun yüzde kaç oranla laurik asit (bu yağın saça faydalı gelen kısmı) içerdiğine kadar her detayını yazmışlar, takdir ettim. almanya, avusturya, hollanda, lüksemburg ve belçika‘ya makul fiyatlarla gönderim yapıyorlar, buradan ulaşabilirsiniz.

not: türkiye’de de varmış!!!

google’dan gelen aramalarda gördüğüm kadarıyla hindistan cevizi yağını saçlarında ne kadar bekletmeleri gerektiğini bilemeyenler oluyor. hatırlatayım, hindistan cevizi saça gerçekten işleyebilen yağlardan en verimlisi, yapılan araştırmaya göre ise sürüldükten 1 saat sonra saç kendi ağırlığının %15′i kadar hindistan cevizi yağı emebiliyor, 6 saat sonra ise bu oran %20-25 civarı oluyor. yani geceden sürüp yattıktan sonra saçları sabah yıkayarak yağdan yüksek verim alabilirsiniz.

sanırım blogda bu yağ ile ilgili yazabileceğim her şeyi yazdım : ) önceki yazılarımı da ekleyeyim tam olsun:

- ilk hindistan cevizi yağı yazım
- hindistan cevizi ve shea yağları ile saç maskesi tarifim
- hindistan cevizi yağı seçme rehberim

temel bilgiler: saç uzatmanın altın kuralları

May 9th, 2013 § 2 Comments

http://alicexz.deviantart.com/

http://alicexz.deviantart.com/

saç uzatmaya çalışanların çoğunluğunun – bana sorarsanız – öncelikle bu sürecin nasıl işlediğini bilmeleri gerekiyor. saçlar hakkında doğru bilinen çok yanlış var, ve bunlar uzun vadede birikerek artan bir umut/para/zaman kaybına sebep oluyor. oysa ki saçın nasıl uzadığını bilsek, bizim işimize nelerin yarayacağını öğrensek daha iyi olmaz mıydı?

evet, bu yazıda saç uzatmanın inceliklerini konuşacağız. önce saçlarımızı kısaca tanıyalım:

saçlarımız: bir avuç protein yığını

250px-HairFollicle

başımızda 100 ila 150 bin saç folikülü bulunur, her bir folikülde de bir adet saç teli üretilir. bir folikülde ömrümüz boyunca art arda ortalama 20 ila 25 defa saç çıkar ve bu sayı tamamlandığında aynı folikülde bir daha saç üretilmez. saç üretimi için gereken besinler kandan alınır ve saçlar derinin üst ile orta tabakası arasında bulunan tomurcuk kısımdan uzar. saçın uzadıkça deri üstüne atılan kısım sayesinde de biz saçlarımızın uzadığını görürüz. sanılanın aksine saçların bizim gördüğümüz ve elle tutabildiğimiz kısımları cansızdır ve temelde proteinden oluşan bir yapıları vardır.

bir folikülden uzamaya başlayan saç telinin ömrü bellidir, ve buna saçların yaşam döngüsü de denir. her bir folikülde ayrıca gerçekleşen bu döngü 3 evreden oluşur:

1) anajen evre: 3 yıl veya daha fazla süren bir uzama evresidir, saçlarımızın %85′i bu evrededir.
2) katajen evre: 3 hafta süren bir dinlenme evresidir, saçlarımızın %1′i bu evrededir.
3) telojen evre: 3 ay süren bir dökülme evresidir, saçlarımızın %14′ü de bu evrededir.

bu döngü yukarıda da dediğim gibi hayatımız boyunca 20-25 defa tekrarlanır ve daha sonra durur, ki biz bu durgunluğu ilerleyen yaşlarda saç seyrelmesi veya kellik şeklinde görebiliriz. bizler günde 30 ila 100 tel saç dökebiliriz, bu normal kabul edilir. diğer yandan aşırı stres, alınan bazı ilaçlar ve görülen tedaviler saç dökülmesini artırabilir.

peki bu ne demek oluyor?

saçlar ölüdür. bu yüzden saçları etkili bir şekilde uzatmak için saç köklerini içeriden beslemek gerekir – bu yolda saçları daha hızlı uzatmayı vaadeden şampuanlar, kremler, maskeler gibi hiçbir işe yaramayacak ürünler yerine saç köklerine daha verimli bir şekilde besin gitmesi sağlanabilir. saçları sabah-akşam kökten uca taramak/fırçalamak, saç diplerine düzenli olarak masaj yapmak, saç üretimine katkıda bulunan maddeleri yeterince alacak şekilde beslenmek saç uzatmaya gerçek anlamda yardımcı olabilir. zeytinyağı, badem yağı, çörekotu yağı gibi yağların saçları uzatma etkisi olmasa da bu yağları uygularken yapılan masaj sayesinde kan dolaşımını sağlayabilir ve uzama hızında artış görebiliriz – yani keramet yağda değil, parmak uçlarımızda.

bir başka dikkat edilmesi gereken nokta da şu: saçların uzaması uçtan değil, diptendir. dolayısıyla uçlarından aldırmak, büyük bir kısmını kestirmek ya da tümden kazıtmak saçın uzama hızını etkilemez. kestirmek, kırıkları aldırmak saçın görüntüsünü mutlaka düzeltecektir, fakat bunun uzamaya bir katkısı yoktur. saç uzamasında bütün olay saç derisinde gerçekleşir ve biter.

unutmamalıyız ki sağlıklı saç, sağlıklı bedende bulunur – hareketsiz kalan, yetersiz/dengesiz beslenen, yeterince su içmeyen, uykusunu alamayan, sürekli stres altında çalışan kişilerin saçları da bütün bu negatif faktörleri yansıtacaktır (aynı cümleyi önceden selülit için de, cilt güzelliği için de tekrarladım!).

uzun saç bakımı

bütün bunlara dikkat edip saçları uzattık, tamam, ancak iş saçı uzatmakla bitmiyor. burada da bahsettiğim gibi uzayan saçların o esnada zarar görmemesi için dikkat edilmesi gereken noktalar var. saçları uzattıktan sonra kendi hallerine bırakırsak uçlardan kırılmalar, kopmalar olması işten bile değil. bir de saç uzadıkça saç derisinde üretilen sebum saç uçlarına yeterince ulaşamadığı için o uçlar iyice keçeleşebiliyor, saman gibi bir görüntü verebiliyor – bu yüzden uzun saçların nem ihtiyacını karşılamak da çok önemli. bu konuda benim yazmaktan bıkmadığım favorim hindistan cevizi yağım.

besin takviyesi – almalı mı, almamalı mı?

saçların uzamasında rol oynayan belirli vitamin ve mineraller vardır; B vitamini, E vitamini, beta karoten, magnezyum ve çinko bunlardan başlıcaları olup takviye olarak alınabilirler. kişisel görüşüm dengeli ve yeterli beslenen birinin takviye vitamine ya da minerale ihtiyacı olmadığı yönünde. ayrıca halihazırda ilaç kullananların bu tür takviyelere başlamadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini de eklemeliyim, çünkü kimi ilaçlar ile takviye haplar pek anlaşamıyorlar.

bu yazı uzun zamandır bahsetmek istediğim noktaları bir araya getirmeme yardımcı oldu, umarım saç uzatmaya karar verenlerin işine yarar..

temel bilgiler: selüliti tanıyalım

April 28th, 2013 § 2 Comments

boyakupu-selulit

bugün yaklaşmakta olan yaz mevsimi ile hepimizin ayna karşısında karşılaşabileceği, kimimizin görmezden geleceği, kimimizi ise paniğe sürükleyecek bir oluşumdan bahsediyoruz: selülit : )

selülit nedir?

selülit, derinin alt kısmında fazla yağ, toksin ve su birikmesi ve bunun deride portakal kabuğuna benzer bir görüntü oluşturmasıdır. dünya kadınlarının %80′inde bulunur ve kronik bir sorundur. baştan savaş açılmaz ise de yaşın ilerlemesi ile deri altına yerleşir ve kurtulması zor bir hal alır. selülitli olmak ve kilolu olmak ayrı şeylerdir; zayıf bir kadın da, kilolu bir kadın da selülitli olabilir!

selülit nasıl ve neden oluşur?

vücudumuz yağ ve şekeri daha sonra enerjiye çevirmek için deri altında depolar, zamanı geldiğinde ise yağ yakıcı bir enzim yardımı ile bu yağ ve şeker kullanılır. yağ yakıcı enzim eğer görevini yeterince yapamazsa yağ ve şekerin depolandığı birimler etraflarındaki damarları, sinirleri, kolajeni ve elastini ezerek büyür ve yayılır. çoğu zaman bu birimler deri altında su toplanmasına da sebep olurlar.

ergenlik sonrası ortaya çıkan selülitin asıl nedeni kalıtsaldır, buna ek olarak hormonal değişiklikler (doğum kontrol hapları, hamilelik, menopoz öncesi dönem…) ve zayıf kan dolaşımı da destekleyici sebepler olabilir. selülitin ilerlemesine sebep olan nedenler ise yağ ve şeker ağırlıklı beslenme, spor yapmama, stresli/üzüntülü bir yaşam ve sigara/alkol olarak sayılabilir.

selülit vücutta kalça, uyluk, göbek, diz, baldır, üst kollar ve ensede birikme yapar.

selülit ile nasıl savaşılır?

selülit kremleri deri üzerindeki portakal kabuğu görüntüsünü hafifletmeye yardımcı olur, ancak bu kremlerden fayda görmek için düzenli olarak günde iki defa ve en az 1-2 ay boyunca kullanılmaları gerekir (selülit ilerlemişse bu daha da uzun sürebilir). bu kremlerin içeriğindeki kafein/matein görevini yapmayan o mendebur enzimi aktifleştirirken bitki özleri (sarmaşık, at kestanesi, tavşan memesi…) de bölgedeki kan dolaşımını hızlandırır. bir de bu kremlerin sürüleceği bölgeye masaj yapmak kremlerin etkinliğini artırıyor – bunun için eldivenler, tekerlekler, fırçalar vs. pek çok alet edevat var ama benim favorim kaktüs kıllı elemis fırçam.

ancak şunu unutmamalıyız ki selülite karşı sadece selülit kremi kullanmak yetersiz ve naifçe bir davranıştır. selülit ile savaşan birinin toksinlerden arınmak için mutlaka günde 1.5 litre su tüketmesi, düzenli spor ve egzersiz yapması, beslenme şeklini gözden geçirip yağı ve şekeri azaltması gerekir!

peki selülitten kurtulmak için başvurulabilecek medikal yöntemler var mı?
evet, liposuction ve mezoterapi ile selülitten kurtulmak mümkün.

selülit ile savaş yüksek seviyede kararlılık ve motivasyon gerektirir – yapılması gerekenler zor şeyler değil, zor olan devamlılığı sağlamak! hepimize bu mücadelede bol konsantrasyon diliyorum.

Sucker-Punch-800x960

sucker punch kızlarımız bu işi çözmüş!

temel bilgiler: cilt tipleri ve ihtiyaçları

April 21st, 2013 § 3 Comments

st

eski ders notlarımı karıştırırken l’occitane danışmanı hocamızın cilt tipleri üzerine bize verdiği materyalleri buldum! vereceğim bilgiler çok basit, ama burada mutlaka bulunması gerektiğini düşündüğüm türden. bilenler bildiklerini kontrol eder, bilmeyenler de yeni bir şeyler öğrenir : )

normal cilt

normal cilt yetişkinlerde aslında görülmeyen bir cilt tipi – sadece bebeklerde ve ergenlik öncesi çocuklarda oluyor. bebek ve çocuklarda cilt ince, narin ve dayanıksız olduğundan çevresel etkenlerden kolayca etkilenebiliyor – bu yüzden kışın minikler için adapte edilmiş kuruluğa karşı kremler, yazın ise yine miniklere uygun güneş koruması kullanılmalı.

bir yetişkin cildini normal cilt olarak tanımlıyorsa bu cildinde büyük bir problem olmadığına işaret eder – bu dengeyi korumak adına bir temizleyici ve hafif bir nemlendirici ile gayet mutlu olabilir : )

yağlı cilt

yağlı ciltten kasıt, gerektiğinden fazla sebum üretilmesidir. yağlı cilt kalın yapıdadır, gün ortasında parlamaya başlar, gözenekler açıktır ve yapılan makyaj uzun süre dayanmaz. yağlı ciltlerin nem ihtiyacı genellikle daha azdır, sonuç olarak kırışıklar daha geç görülmeye başlar (ancak çizgiler daha büyük ve derin olacaktır). bu cilt tipi hem kadınlarda, hem erkeklerde görülebilir ve ergenlik çağında ortaya çıkar. yağlı cilt genellikle sivilcelere, siyah noktalara, yağ butonlarına davetiye çıkarır ve bazen bu ciltlerde akne ve seboreik dermatit görülür.

yağlı cildin sebebi hormonlar, genetik faktörler, kimi ilaçlar/hormon tedavisi, sıcak ve nemli iklim, hava kirliliği ve/veya cilt tipine uygun olmayan kozmetik ürünlerin kullanımı olabilir.

bu cilt tipinde temizlik önemlidir. uygun temizleme ürünleri yanında tercihe göre kullanılacak alkolsüz tonikler, peeling türü ürünler ve/veya yağ emici maskelere ek olarak sebum üretimini dengelemek için cilt mutlaka uygun bir nemlendirici ile nemlendirilmelidir. kullanılacak kozmetik ürünlerin komedojenik olmamasına (non-comedogenic) dikkat edilebilir.

akne: akne bir hastalık, bir tıbbi problemdir ve sadece dermatologlar bu hastalığı tedavi edebilir. aknenin ciltte yarattığı üç problem fazla sebum üretimi, kazla keratin üretimi ve iltihaptır. aknenin sebebi hormonlar veya genetik faktörler olsa da aynı zamanda stres, sıcak iklim ve cilde uygun olmayan kozmetik ürünlerin kullanımı ile tetiklenebilir.

kuru cilt

kuru ciltten kasıt, ciltte yeterince sebum üretilmemesidir. cilt matlığını korur, parlamaz, gözenekleri açık değildir, ince yapıdadır ve yapılan makyaj uzun süre dayanır. eğer iyi bakılırsa kuru cilt güzel görünen bir cilt olabilir. kuru ciltte daha az lipid bulunduğundan nem ciltten daha çabuk uzaklaşır, dolayısıyla bu cilt tipinin nem ihtiyacı yüksektir. kuru cilt erken kırışır ve aşırı duyarlılığa, kızarıklığa, kuperoz ve iktiyoza karşı dayanıksızdır.

kuru cildin sebebi hormonlara bağlı olarak yeterince sebum üretilmemesi, yaş, genetik faktörler, kimi ilaçlar ve dermatolojik tedaviler, soğuk ve rüzgarlı iklim, sabun veya sert su kullanımı ve/veya cilde uygun olmayan kozmetik ürünlerin kullanımı olabilir.

kuru cildin lipidlere ve neme yılın her zamanı ihtiyacı vardır. sabun içermeyen nazik temizleyiciler (temizleme sütü, lipid içeren temizleme jeli vs.) alkolsüz tonikler, haftada bir uygulanacak scrub türü ürünler, nem maskeleri ve besleyici/nemlendirici kremler kullanılmalıdır. kuru ciltli kişilere bakım yağları, cold cream (ağır kıvamlı kremler – mavi tenekedeki nivea gibi) ve zengin içerikli kremler önerilir.

karma cilt

karma cilt en sık görülen cilt tipi olup ikiye ayrılır:
1) yağlıya dönük karma (büyük T bölgesi)
2) kuruya dönük karma (ufak T bölgesi)

karma ciltlerde T bölgesi yağlı cilt olarak, yanaklar ise kuru cilt olarak düşünülmelidir. karma ciltler de mutlaka nemlendirilmelidir.

erkek cildi

erkekler çoğunlukla yağlı cilde sahiptir ve erkek cildinin pH değeri asidiktir (4.5/5 civarı). erkek cildi kadın cildine göre %20 daha kalındır ve daha çok kolajen içerir. yüksek kan ve lenfatik dolaşım sayesinde cildin nem oranı yüksektir. yaşlanma belirtileri kadınlara göre daha geç, ancak daha ani bir şekilde ortaya çıkar (ve hocamız bize daima george clooney örneğini verirdi : D), ayrıca kırışıklar daha derindir. traş nedeniyle cilt kolayca hassaslaşabilir.

erkek cildinin bakımında nazik, arındırıcı jeller ve traş için jel/krem/köpük türü ürünler kullanılır. traş sonrası yatıştırıcı losyon elzemdir (alkollü kolonya değil!!). cildin pek nem ihtiyacı olmasa da hafif nemlendirici, yağsız bir ürün kullanılabilir, scrub türü ürünler ile cilt ölü deriden arındırılabilir. ayrıca son zamanlarda kendine dikkat eden erkeklerin kırışık önleyici emülsiyonlar, göz kremleri ve bronzlaştırıcı ürünler kullanması da yaygınlaşmıştır.

cilt tiplerimiz bu kadar : ) beğenirseniz ileride cilt problemleri ile ilgili benzer bir yazı yazabilirim.

hindistan cevizi yağını nasıl seçmeli?

April 13th, 2013 § 7 Comments

623015709

son zamanlarda sıkça sorulan sorulardan biri de kaliteli hindistan cevizi yağının nasıl olması gerektiği. şimdiye kadar üç farklı markadan hindistan cevizi yağı aldım, gözlemlerime dayanarak ve buradaki standartları dikkate alarak bir fikir yürütmek istiyorum.

öncelikle hindistan cevizi yağını ORGANİK seçiyorum, zaten çoğu zaman batı ülkelerinde organik gıda mağazalarında bulunuyor bu yağ – eh, haliyle sertifikalı olması tercihim. maksimum fayda elde etmek için yağın ısıl işlem görmemiş olması gerekiyor, bu yüzden COLD-PRESSED (soğuk sıkım) ifadesi arıyorum etiketlerde. sıkma işleminde ilk sıkımdan elde edilen yağ içerik olarak en zenginidir, dolayısıyla etikette VIRGIN ibaresi arıyorum. buna ek olarak yağın elde edilme biçimi de önemli, UNREFINED (rafine edilmemiş) kelimesi de etikette aradıklarımdan. ayrıca yağın ağartma işleminden geçmemiş olması da bir artı.

yani sonuç olarak alacağımız yağın mekanik sıkma işleminden başka hiçbir işlem görmemiş olması gerekiyor. 

daha önce de yazdığım gibi hindistan cevizi yağı 24 derecede eriyor. ortam sıcaklığı bundan düşük olduğunda kavanozunda katı ve beyaz (sarımsı veya grimsi olmamalı!) bir halde duruyor, sıcak havalarda ise şeffaf bir sıvıya dönüşüyor. rafine edilmemiş hindistan cevizi yağının kendine has bir kokusu olmalı, hafif tatlı ve yumuşak bir hindistan cevizi kokusu diyebilirim. bir de bence orijinini bilmek önemli, filipinler olsun, hindistan olsun, sri lanka olsun getirten firmanın bu konuda şeffaf olması gerektiğini düşünüyorum.

yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz yağa (la maison du coco, fransa) ek olarak spectrum (abd) ve rapunzel (almanya) markalarını denedim. genellikle saç maskesi olarak, ara sıra da vücut yağı niyetine kullanıyorum, hala memnunum. daha önce de söyledim, hindistan cevizi yağı içerdiği yüksek miktarda laurik asit sayesinde saça nüfuz edebilen ve saçtaki protein kaybını önleyebilen tek yağ.

umarım gelen soruları cevaplar nitelikte bir yazı olmuştur!

önceki hindistan cevizi yağı yazım için buraya,
bu yağ ile bir saç maskesi tarifi için ise buraya bakabilirsiniz.

bir OPI ojesi nasıl doğar…

March 5th, 2013 § Leave a Comment

…diye merak edenler için aşağıda laboratuvardan isim verme aşamasına kadar olan süreci gösteren çok hoş bir video var : ) OPI’ın ojelere verdiği kelime oyunları ile bezeli isimler her zaman çok hoşuma gitmiştir, olayın perde arkasını görmek de bir o kadar güzeldi benim için. umarım beğenirsiniz!

 

nütrikozmetik: güzelliğe giden yol mideden mi geçer?

February 2nd, 2013 § 5 Comments

nutricosmetics

türkiye’de pek popüler olmasa da dünya genelinde kendini göstermeye başlayan bir trend var: nütrikozmetik ürünler. genellikle hap şeklinde ve takviye amaçlı üretilen nütrikozmetikler güzellik için tüketiliyor: güzelliğin yediklerimizle yakından alakalı olmasını temel alan bu haplar vitamin, kolajen, çinko, likopen, resveratrol, yeşil çay ve goji meyvesi gibi bitki/meyve özleri, karotenoid, biotin gibi maddeler içeriyor – bu yaklaşımın yaygın olduğu japonya’da sırf nütrikozmetik ürünler satan mağazalar bulunuyor.

boyakupu-nc

nütrikozmetikler pek çok farklı amaç doğrultusunda kullanılabiliyor, düzenli olarak alacağınız haplar size güneşten korunmayı, kolayca bronzlaşmayı, kuru/hassas cildinizi normale çevirmeyi, selülitleriniz ile savaşmayı, saçlarınızı ve tırnaklarınızı hızla uzatıp güçlendirmeyi, sivilcelerinizden kurtulmayı ya da cildinizi sıkılaştırıp pürüzsüzleştirmeyi vaad ediyor. deodorant amaçlı kullanılan ve vücuda gül kokusu veren bonbonlar ise işin eğlenceli kısmı : )

peki bu haplar gerçekten bu kadar mucizevi mi? eğer öyleyse neden sadece çin’de, japonya’da ya da brezilya’da yaygınlar? bu soruların cevabı biraz karmaşık. yıllar önce nestlé ile yürüttüğü araştırmalar sonucu innéov markasını yaratan l’oreal, hala ürünlerini avrupa birliği’nde istediği şekilde pazarlayamıyor: örneğin ürettiği hapların kuru cildi düzelttiğine dair elinde 29 ayrı çalışma sonucu olmasına rağmen AB gıda güvenliği otoritesi innéov‘un “kuru cildi düzeltmeye yardımcı olur” ifadesini kullanmasına izin vermiyor – dolayısıyla innéov çok genel ifadeler kullanarak ürününü duyurmakta zayıf kalıyor. bunun yanında nütrikozmetik henüz yeni sayılabilecek bir kategori olduğundan bu ürünlerin hangi yasalara tabi olduğu kestirilemiyor: nütrikozmetikler cilde uygulanmadıkları için kozmetik ürün değiller, aslında besin takviyesinden ibaret olsalar da vaatleri ilaca benzer özellik gösterdiğinden bu yeni ürünleri kimin kontrol edeceği bazı ülkelerde kesinleşemiyor.

Nutricosmetics-Round-up

nütrikozmetik ürünlerin önündeki engeller bununla da sınırlı değil. çoğu insan bu tür ürünlerin gözle görülür bir etki yaratmasını beklemeden (en az 3 ay kullanmak gerekiyor) hapların işe yaramadığı sonucuna vararak bu işten vazgeçiyor. bir de hapını alacağıma kendisini yerim diyenler var, ki ben de bu gruba hafiften dahilim. ancak şu da bir gerçek ki ev-iş-ev döngüsünün hakim olduğu günümüzde çok az kişi disiplinli bir şekilde yeterli ve dengeli beslenmeye kendini adıyor – çoğumuzda mutlaka bir şeyler eksik kalıyor ve bu durum aslında sadece nütrikozmetik için değil, tüm besin takviyeleri için geçerli.

nütrikozmetik her ne kadar ilgimi çekse de almam gereken ilaçları bile bazen almayı unuttuğum gibi bunları da 2 hafta alıp sonrasında unutma ihtimalim çok yüksek. zamanında phyto‘nun saç ve tırnak için ürettiği phytophanere haplarını alıp daha kavanozu yarılamadan bir kenarda bıraktığımdan istikrarsızlığıma güvenemiyorum : ) yine de cilt ve saça içeriden takviye fikrini tamamen destekliyorum ve bu alanda daha da ilerleyeceğimize inanıyorum.

ve nescafe’den dumanı üstünde kolajen!

%d bloggers like this: